YAKLAŞAN FIRTINA ÖNCESİ SURİYE VE ORTADOĞU


Bu makale 2017-06-04 01:18:10 eklenmiştir.
İsmail ÖZDEMİR

Suriye krizinin ne kadar karmaşık, karanlık ve kirli olduğunu geride bıraktığımız bir haftalık süre içerisinde yaşananlara bakarak söyleyebilmek mümkündür.

Şimdiye kadar vekalet yoluyla rejim ve muhalif gruplar arasında yaşanan çatışmalarla seyrede gelen Suriye krizinin neden ve sonuç başlıkları beraber düşünüldüğüne ortaya çıkan tek netice ne rejimin ne de muhaliflerin istediklerini asla alamadığıdır.

Rejim ve muhalif gruplar birbirlerini tüketirken, Suriye'nin kuzeyindeki PKK-PYD terör örgütü ise bu ikisinin tam tersine IŞİD bahanesi ile sürekli kazanan bir pota içerisine sokuldu.

Rejimi ve muhalefetiyle Suriye'nin nüfus, ekonomi ve askeri gücü günden güne büyük bir kayıp yaşarken, bunun karşısında kontrol sahasını genişleten, silahlı gücünü ve kapasitesini ABD ve NATO üyesi çok sayıdaki batı ülkesi yardımıyla artıran PKK-PYD'ye verilenler, aslına bakarsanız bırakın Rakka'yı hatta Suriye'nin çapını aşmaya başlayan bazı konuların var olduğunu işaret ediyor.

Irak ve Suriye'nin kuzeylerini birleştirerek bu sahada sözde Kürt devleti kurulması fikrini savunan ne kadar ülke var ise hepsinin desteği PKK-PYD terör örgütü ile beraber.

ABD, Almanya, İngiltere, İsrail ve hatta Suudi Arabistan gibi önemli ülkelerin tamamı bu projeyi destekliyorlar.

Suriye zayıfladıkça İsrail rahat ediyor, Suriye krizi üzerinden İslam alemi arasındaki mezhepsel gerginlik arttıkça büyük silah satıcısı olan ABD ve Rusya gibi ülkelerse kasalarını İslam ülkelerinin paralarıyla doldurmayı, ekonomilerini güçlendirmeyi, askeri kabiliyetlerini artırmayı, siyasi ağırlıklarını geliştirmeyi sürdürüyor.

* * *

ABD, Sünni kesimin iktidarda olduğu ülkelerin silah satıcısıyken, Rusya ise gerginliğin Şiilik kutbunda yer alan İran'ın öncelikli silah tedarikçisi.

Ama Sünni veya Şii hiçbir Müslüman ülke bir araya dahi gelmeyip, dertlerini, niyetlerini birbirleriyle konuşamazken, sözde düşman olan ABD-Rusya ikilisi ise istedikleri zaman bir araya gelip bölgede söz sahibi konumuna kendilerini taşıyorlar.

Bu çarpıklığın, akıl almaz derecedeki ahmaklığın birincil sorumlusu ise mezhebi ne olursa olsun İslam ülkelerinin kendileri.

Hepsi var olan mevcut durumun kendi ülkelerini tehdit ettiğini biliyor ama kimse asıl sorunun oyunun kuruluşunda ve işleyişindeki temel kıstaslarda olduğunu göremiyor.

Ortadoğu'da Türk adalet ve hakimiyetinin Osmanlı'nın yıkılmasıyla birlikte kaybolmasının ardından getirilen düzenin en önemli özelliğinin "mutlak düzensizlik" olduğunu anlamamakta ısrar ediyorlar.

Habis oyunun bugünkü sistematiği şöyle çalışıyor: Ortadoğu'da, özellikle Irak-Suriye ekseninde mezhepsel çatışmalar derinleşmeli, ki böylelikle Sünni ve Şii kesim arasında ayrım artarken Kürtlere kurdurulacak devlet projesi üzerindeki dikkatler dağıtılacak, herkesin ortak düşmanı (IŞİD) vasıtasıyla da ortaya çıkan fiili kontrol sahaları çizilmeye çalışılan "Yeni Ortadoğu Haritası" için belirleyici etki olacak.

Dolayısıyla İsrail'in çevresindeki tüm bölge istikrarsızlık sahasına bürünürken, bu ülke de huzur içerisinde yaşayacak!

Elbette bununla da kalmayıp, bir başka önemli konuyu daha hayata geçirmeye çalışıyorlar.

* * *

Bölgenin yaşamsal olarak en önemli gereksinimlerinden olan su ve enerji sahalarıyla birlikte bunların küresel piyasaya arz edileceği muhtemel güzergahları da kontrol eden kurulması hedeflenen sözde devletçik olsun!

İşte bu kirli senaryonun yeni versiyonunda artık İran bahsi çok daha gür bir sesle şu günlerde dillendirilmeye başlanıldı.

ABD Başkanı Trump'ın Suudi Arabistan ve İsrail ziyaretleri sonrasında Türkiye'yi, Irak-Suriye bağlamında "PKK Koridoruna" ikna çabalarında da belli ki aynı argüman kullanılacak ya da çoktan kullanılmaya başlanıldı bile!

"Güneyinizde oluşacak bir Şii kuşağı yerine, Barzani kıvamında olan ve sınır hattınız boyunca uzanan sahayı elinde tutan yeni bir yapılanmanın bulunması daha iyidir" propagandası son zamanlarda uluslararası çevre, düşünce kuruluşları ve medya organlarında yer almaya başlandı.

Aynı konunun Türkiye'de kimi medya mensuplarınca "daha önce Salih Müslim Türkiye'ye geliyordu, yine gelse olmaz mı?" türünden yazdıkları köşe yazılarında kullandıkları cümlelerle karşınıza çıkmasının sebebi de bundandır.

PKK-PYD'yi yoğun ve IŞİD'i aşan potansiyelde silahlandırma faaliyetlerinin asıl amacı ise Türkiye'nin bölgede seyreden ve ucu mutlak suretle kendisine de dokunacak "dört parçalı sözde Kürt devleti projesine" engel olabilecek güce ve kararlılığa sahip olmasından kaynaklanıyor.

NATO'nun da aynı amaç için daha önce "bizim sorunumuz değil" demesine rağmen şimdi aniden IŞİD'le mücadele koalisyonuna dahil olacağını açıklamasının sebebi de budur.

* * *

Yıllardan bu yana kendisine üye olan Türkiye'nin, IŞİD'ten kaynaklanan tehlike ve saldırılar karşısında kılını kıpırdatma gereği hissetmeyen NATO, şimdi kalkıp Rakka sonrası, dananın kuyruğunun kopacağı günler için PKK-PYD'yi koruma altına alacak seçenekleri hayata geçirmeye koyuluyor.

Rakka'da ise IŞİD ile PKK-PYD arasında varılan anlaşma gereğince IŞİD, şehri terk ederek güneye, Deyr Ez Zor'a doğru çekilmeye koyuluyor, üstelik ABD ve koalisyon güçleri bu çekilme karşısında hiçbir şey yapmıyor.

İran karşı karşıya kaldığı tehdit ve tehlikeleri ne kadar görüyor bilinmez ama Suriye ve Irak'ta yaşanan çatışmaların süresi ne kadar uzar ve derinleşirse, kendisine sıranın o kadar geç geleceğinden hareketle mümkün olduğunca fazla zaman kazanmaya çalışıyor.

Ortada bulunan sorunlar İran'ın Türkiye ile daha fazla işbirliği yapmasına sebep olması gerekirken, tam tersine Türkiye düşmanlığı yapacak kadar büyük bir yanılgı ve hatanın içerisine düşüyorlar.

Üstelik İran bunu etrafındaki çember artık daralmaya başlamışken,  30 milyona yakın Türk'ün Güney Azerbaycan'da yaşıyor olduğunu unutarak yapıyor!

Türkiye açısından ise koşullar karmaşıklığını sürdürüyor ama bu durum karşı karşıya kaldığımız sorunları aşamayacağımız anlamına gelmiyor.

Fırat Kalkanı Harekatı, Sincar ve Karaçok dağlarına yönelik operasyonlar ülkemizin güçlü bir irade ortaya koyması anlamında elimizi kuvvetli kılan somut örnekler oldu.

En önemlisi ise milletin devletiyle beraber aynı yönde sergilemiş olduğu inancın bundan sonra kendisini daha fazla gösterir şekilde sürmesi, sürdürülmesidir.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
E-Mail Bülten Kaydı
Anket
Cesur Gazete
© Copyright 2013 CesurGazete.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
Dost İnternet Siteleri
Milliyetçi Hareket Partisi
Dost İnternet Siteleri
Yıldıray Çiçek Yazıları
Dost İnternet Siteleri
Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı
Dost İnternet Siteleri
Emre Çakır Yazıları
Dost İnternet Siteleri
Ortadoğu Gazetesi
escort bayan sex Olgun Sex escort escort sex izle sikiş porno izle porno türk porno escort bayan giresun escort kars escort bayan escort malatya escort porno sex izle