İSRAİLLE ANLAŞMANIN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ KIBRIS


Bu makale 2015-12-21 16:18:48 eklenmiştir.
İsmail ÖZDEMİR

İsrail ile ilişkilerin "One Minute" ile Davos'ta başlayan serüvenindeki son perde 1 Kasım'da yapılan seçim sürecinde oynandı ve şimdi gerçeğe dönüldü!

Aslında uzunca süredir AKP ile İsrail son derece yakın ve sıcak bir şekilde görüşmeye devam ediyordu.

Hatta 2014 yılı Şubat ayı içerisinde, dönemin Başbakan Yardımcısı olan Bülent Arınç "İsrail ile anlaşmaya çok yaklaştıklarını" dahi söylemişti.

Ancak araya giren yerel seçimler, Cumhurbaşkanı seçimi ve peş peşe yaşadığımız iki genel seçim bu anlaşmanın hayata geçmesine mani oldu!

Ön planda "Davos fatihi" olarak sunulanın, perde gerisinde İsrail ile sıcak ilişkiler yürüttüğü gerçeği böylesine kritik üç seçim sürecinde görünür olsaydı, şüphesiz ki inanç sömürücülüğü üzerinden AKP'nin prim yapma fırsatı kalmayacaktı.

Şimdi ise hem seçimler bitti, hem de Rusya ile yaşanılan krize komşu ülkelerle yaşanılan gerginlikler de eklenince aniden İsrail ile anlaşma yolu seçildi.

Neden basit ve belli: İsrail demek bir bakıma ABD demek.

AKP de bu gerçeğe riayet ederek yaz aylarından bu yana süregelen teslimiyetçi politikasının belki de en önemli ayağını hayata geçirmiş oldu.

Sayıları 60'ı bulan ABD savaş uçağının ülkemize konuşlanmasına izin verme, ABD'nin PYD için bizim topraklarımızı kullanarak bu terör örgütüne mühimmat desteğinde bulunmasına ve askeri danışmanlık hizmeti sunmasına ses çıkarmama, G20 zirvesinin başladığı saatlerde ABD'nin talebi doğrultusunda Çin'den alınacak olan hava savunma füzesi ihalesinin iptal edilmesi aşamaları İsrail ile varıldığı söylenilen "ön mutabakat" ile bir bakıma taçlandırılmış oluyor.

* * *

Elbette bunu millete anlatmak kolay değil.

Neticede yıllarca İsrail karşıtıymışçasına izlenilen politikanın toplum nazarında kabulü için yoğun gayret sarf etmeleri gerekecek.

Rusya, İran, Suriye ve Irak dayanışması karşılığında Türkiye'nin bölgesel çıkarları gereği İsrail ile beraber hareket etme zorunluluğunun doğduğu mevzusu ile İsrail'den çıkarılacak doğalgazın Türkiye üzerinde Avrupa'ya taşınması meseleleri, varılacak olan anlaşma için öne sürülen öncelikli nedenler olarak gösteriliyor.

İsrail'in bu anlaşmayla, İran'ın Ortadoğu'da kurmak istediği Şii kuşağına karşı milli referanslarını bir kenara bırakarak mezhepçiliğe kaymış ve Sünni kuşak fikrini aklına koyan AKP ile ortak çıkarlarının olduğu neredeyse her yorumun ortak kanısı.

Özellikle doğalgaz üzerinden yapılan propagandaya bakılırsa, asıl gayretin enerji üzerinden şekillendirileceği açıktır.

İsrail'in Doğu Akdeniz sahasında, kendi münhasır ekonomik bölge sınırları içerisinde bulunduğu söylenilen alanda son yıllarda bulduğu ve rezerv miktarı yaklaşık olarak 1 trilyon metreküp olarak ifade edilen gazının Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşınmasının avantajlarından bahsedenlerin sayısı giderek artıyor.

İsrail'den başlayıp, Lübnan ve Suriye'nin münhasır ekonomik bölgelerinin yanı başından geçecek olan hattın, KKTC'nin kıyı şeridinden uzanarak Mersin'e toplamda 550 km'lik hat ile ulaştırılması çoktan planlanmış bile!

Hattın yapımı ve işletimi için iki şirketin hazır olduğu ve bu hattan yılda toplam 30 milyar metreküp doğalgaz taşınacağı, bu miktarın 20 milyar metreküpünün Avrupa'ya, 10 milyar metreküpünün ise Türkiye'ye verileceği bilgisi mevcut.

Aslına bakarsanız bu acelecilik bile mevzuya kuşku ile yaklaşılmasının ön nedenlerinden olmalı.

Ancak ısrarla kimse İsrail ile Türkiye arasında kurulacak olan hattın Kıbrıs üzerinden geçmesinin ne anlama geldiği üzerinde durmuyor!

* * *

Son bir yılda ABD yönetimi iki üst düzey ismini Kıbrıs'a göndererek bir an evvel adada nihai çözüme ulaşılması için yoğun baskı kurmuştu.

Geride bıraktığımız yıl ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden gitmişti Kıbrıs'a, son olarak ise Dış İşleri Bakanı John Kerry.

İkisi de ziyaretlerinde, henüz Türkiye ve İsrail arasında varılacağı söylenen anlaşma gündemde yokken "Kıbrıs'ta olası bir çözümün Kıbrıs'ı bölgenin enerji ve ticaret merkezi haline getireceğini" söylediler!

Şeytanın gizli olduğu ayrıntı işte burada saklı.

Adada iki kesim arasında yine son bir yıldır devam eden görüşmelerin referans alındığı konu ise Annan Planı'nın bir benzeridir.

Türk askerinin adadan çekilmesi, Maraş'ın Rumlara verilmesi, adada yaşayan pek çok Türk'ün Türkiye'ye gönderilmesi ve olası çözümde adada Rumların yönetimde çok daha söz sahibi olmasının planlandığı bir formülün Kıbrıs Türklüğü'ne ne derecede katısının bulunacağı belli değildir.

Madem ki enerji meselesi ABD, AB ve İsrail için bu derecede önemli, o vakit neden kimse zaten hali hazırda KKTC'nin münhasır ekonomik bölgesinden geçmesi planlanılan doğalgaz hattı için KKTC'yi tanımıyor da ısrarla Kıbrıs'ta Rumların söz sahibi olacağı bir iklim yaratmak istiyor?

İşte sorulması gereken soru bu olmalıdır.

Şartların durumuna bakılırsa Türkiye'nin eli her anlamda güçlüdür.

Fakat AKP gibi teslimiyeti alışkanlık haline getirmiş bir zihniyet için Türk Milleti'ne kazandırma gibi bir durumdan öte, Büyük Ortadoğu Projesi ile "Müslüman ülkelerin sınır ve rejimlerinin değiştirilerek, İsrail'in güvenliğini tesis etme" meselesi daha önceliklidir.

Kınamayın, nede olsa adamlar bu projenin eşbaşkanlığını yürütüyor!

İyisi mi siz şunu sorun kendinize: Bunları kim seçti, kim iktidara getirdi?

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
E-Mail Bülten Kaydı
Anket
Cesur Gazete
© Copyright 2013 CesurGazete.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
Dost İnternet Siteleri
Milliyetçi Hareket Partisi
Dost İnternet Siteleri
Yıldıray Çiçek Yazıları
Dost İnternet Siteleri
Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı
Dost İnternet Siteleri
Emre Çakır Yazıları
Dost İnternet Siteleri
Ortadoğu Gazetesi
escort bayan sex Olgun Sex escort escort sex izle sikiş porno izle porno türk porno escort bayan giresun escort kars escort bayan escort malatya escort porno sex izle