DERİNLİKLİ BİR SAVAŞ RİSKİ KAPIMIZA DAYANDI


Bu makale 2015-12-05 02:52:10 eklenmiştir.
İsmail ÖZDEMİR

24 Kasım'da Hatay semalarında düşürülen Rusya'ya ait SU 24 tipi savaş uçağının ardından sadece Türk-Rus ilişkilerinde değil uluslararası arenanın genelinde baş döndürücü gelişmeler yaşanıyor.

Şimdilik IŞİD, sığınmacı sorunu, enerji ve diğer bağlantılı sebepler nedeniyle Suriye üzerinde yaşandığı gözlemlenen gerginlikler, kamplaşmalar ve blok oluşturma çabaları aslında küresel alanın neredeyse her yerinde mevcut.

Türkiye'nin haklı gerekçelerle Rus uçağını düşürmesiyle beraber ülkelerin ve blokların birbirlerine karşı yapmaya çalıştığı hamleler hız kazanmış oldu.

Bundan sonra neler yaşanabilir sorusunun cevabı, hangi ülkenin ne için, neyi, ne kadar göze alabileceğinde saklı olsa da, özellikle Rusya ve Çin'in son bir yıldır geçmiş dönemlerin çok daha ötesine geçen tarzda bir askeri hareketlilik içerisine girdiğine dikkat etmek gerekir.

Çünkü 12 Eylül 2014 günü Rusya Devlet Başkanı Putin, Rus ordusuna "savaşa hazır ol" emri vermiş ve bu tarihle beraber Ruslar hem kendi ülkelerinin içinde hem de diğer pek çok sahada, çok sayıda askeri tatbikatlar yapmıştı. 

Benzer şekilde çakışan bir zamanlamayla bu kez Çin Devlet Başkanı Cinping, 24 Aralık 2014 tarihinde Çin ordusuna "Her an savaşa girebilecekmiş gibi hazır olun" emrini vermişti.

Bu iki ülke son ortak askeri tatbikatını ise Doğu Akdeniz'de gerçekleştirdi.

9 Kasım 2015 gününe gelindiğinde Putin, Rusya'nın savaşa hazır olduğunu belirtmiş ve "Zamanında aldığımız önlemler savaşa hazırlık düzeyimizi ve Silahlı Kuvvetlerimizin imkanlarını yükseltti. Bunu Suriye yönetiminin talebi ve ricasıyla gerçekleştirdiğimiz terörle mücadele operasyonlarımız kanıtladı" demişti.

Bakın şu işe ki, Putin bu açıklamayı yaptıktan kısa bir süre Rus Hava Kuvvetleri, Suriye'deki operasyonları artırmış, Türk Hava Sahası'nı tüm uyarılara rağmen, provoke edercesine defalarca kez ihlal etmiş ve neticede bir uçağını kaybetmek durumunda kalmıştı.

 

NATO'UN YENİ HAMLELERİ VE RUSYA'NIN TEPKİSİ

Sonrası malum..

Rusya'nın, Türkiye'ye yönelik başlattığı ve ekonomiyi hedef alan bazı yaptırım kararları, askeri yönden Suriye'ye uzun menzilli hava savunma sistemleri göndererek sadece bu ülkenin değil, Ortadoğu'nun büyük bir kısmının ve Doğu Akdeniz'inde hava sahasını kontrol edebilme hamlesi, siyasi olarak ise yine Türkiye'den özür dilemesini istemesi...

İki ülke arasında yaşanan ve sertlik dozu günden güne artan açıklamalarla nereye varacağı sorusu akılları kurcalayan gelişmeler olurken, NATO'nun aldığı iki karar, Rusya'nın çileden çıkmasına yetti.

Bunlardan ilki Sırbistan'ın, Adriyatik Denizi'ne açılan küçük komşusu olan Karadağ'ın, NATO tarafından ittifaka üye ülke olma yolunda müzakerelerin başlatılmasına karar vermesiyle oldu.

Kremlin Sözcüsü Peskov, NATO'nun bu adımına karşılık Rusya'nın mutlaka yanıt vereceğini ve misilleme yapacaklarını söyledi.

NATO'nun aldığı bir diğer karar ise Türkiye'ye uçak, asker ve savaş gemilerinin gönderilmesiydi.

Suriye krizi her geçen yeni askeri hamleyle farklı bir istikamet çizmeye başlamışken, NATO'nun ilk defa bu bölgeye böylesine yoğun bir sevkiyat yapacak olması son derece önemlidir.

Rusya bölgeye gönderdiği uçaklar, hava savunma sistemleri ve gemilerle beraber bölgenin güç dengesini oldukça fazla seviyede aşmışken, belli ki NATO da şimdi Türkiye'ye destek verme görüntüsü altında, Doğu Akdeniz'e konuşlandıracağı gemilerle bu "güç dengesini yeniden dengelemeye" çalışmakta, dahası lehine çevirmeyi planlamaktadır.

 

NEREDEYSE TÜM DÜNYA YANI BAŞIMIZDA

Bu restleşmelerin nereye kadar gideceği sorusu ise en azından şimdilik belli değil.

Geride bıraktığımız 2014-2015 yılını son derece büyük askeri tatbikatlara tanıklık ederek, ileri nesil olduğu gibi bir o kadar da ölümcül ve yıkıcı yeni nesil silahları tanıyarak, Ukrayna ve Suriye'de yaşanan iç savaş ve buna bağlı olarak meseleye taraf olan ülkelerin tutumlarını görerek geçiren dünya, 2016'ya doğru yaklaşırken artık "silahla şakanın olmayacağı" bir döneme giriyor görüntüsü veriyor.

Suriye belki de sadece bu ülkenin vatandaşlarının değil, bölgenin ve hatta dünyanın geleceğinin belirleneceği büyük bir güç mücadelesine kapı aralamak üzere.

İngiltere parlamentosundan yetki alır almaz buradaki IŞİD hedeflerini bombalamaya başladı.

Çin yavaşta olsa adım adım Rusya'nın yanında yer almak için bu tarafa doğru askerlerini gönderiyor.

Türkiye, ABD, Rusya, Fransa, İngiltere, Almanya, Çin, İran, Suudi Arabistan, Katar, Ürdün, Danimarka, Polonya, İspanya, Suriye, Irak... Hepsi doğrudan yada dolaylı olarak aynı bölgedeler.

Yani tıpkı Türkmenlerin "Burası (Türkmen Dağı) bizim için ikinci Çanakkale'dir" dedikleri gibi ve Mehmet Akif Ersoy'un da Çanakkale Şehitleri'ne isimli şiirinde tanımladığı haliyle "Yedi iklim-i cihan..." artık yanı başımızdalar.

Bu kadar kalabalık bir askeri mevcudun ve savaş aletinin olduğu yerde "kaza kurşunları" ortalıkta çok fazla uçuşacaktır ki, bu da ne yazık ki şimdiden kaçınılmaz görünmektedir.

Ülkemiz açısındansa durum son derece karmaşık bir görüntü veriyor.

 

TÜRKİYE'NİN KURBAN EDİLMESİNE İZİN VERİLMEMELİ

Dostumuz dediğimiz ABD de, şimdi karşı safımızda görünen ve kriz yaşadığımız Rusya da PKK'nın Suriye uzantısı olan PYD'ye her türlü askeri ve siyasi desteği vermişken, kiminle hangi ölçüde ve nasıl beraber hareket etmemiz gerektiğini mutlaka iyi hesap etmemiz gerekiyor.

ABD Dış İleri Bakanı John Kerry'nin "Erdoğan, Türkiye-Suriye sınırının geri kalan kısmının da güvenli hale getirilmesi için Türk ve diğer güçlerin kullanılması konusunda kararlı" ifadeleri, Rusya'nın Erdoğan'ı ve ailesini IŞİD'in kaçak petrol taşımacılığının zanlısı olarak gösterdiği aynı günde gelmesi ve yine ABD'nin bu iddiaları ret ederek Erdoğan'a destek vermesiyle beraber düşünüldüğünde, Türkiye'nin bazı şeylere ABD tarafından zorlandığı sonucunu ortaya çıkarıyor.

Bir adım atacaksak bu başkaları istediği için değil, biz istediğimiz için olmalı. Yani başkanlarının neye dayanacağını bilmediğimiz hesapları için değil, bizim hesap ve çıkarlarımız için...

Suriye krizi her hali ile bize sıkıntı doğurabilecekken acaba kaçınılmaz görünen küresel hesaplaşmanın başka alanlara kayması ihtimali bizim için görünürdeki tek olumlu yan olabilir mi?

Örneğin tüm dünya Suriye ve Doğu Akdeniz'de ne olacak diye beklerken, bunun yerine Baltık Bölgesi (Estonya, Letonya, Litvanya) yada Güney Çin Denizi mi bir anda karışacak?

Tüm bu soruların cevabı şimdilik bilinmese de, Türkiye en kötü senaryoya göre hazırlıklarını tamamlamalı ve ne olursa olsun her şeye karşı hazırlıklı olmalıdır.

Dünyanın coğrafi merkezi konumundaysak, güç merkezi açısından da bölgesel ve küresel hedeflerimizi hayata geçirebilecek uygun iklimin vaktini kollamamız gerekir.

Zira ilelebet yaşatmaya karar verdiğimiz devletimiz ancak bu şekilde yükselerek layık olduğu yere taşınabilir.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
E-Mail Bülten Kaydı
Anket
Cesur Gazete
© Copyright 2013 CesurGazete.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
Dost İnternet Siteleri
Milliyetçi Hareket Partisi
Dost İnternet Siteleri
Yıldıray Çiçek Yazıları
Dost İnternet Siteleri
Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı
Dost İnternet Siteleri
Emre Çakır Yazıları
Dost İnternet Siteleri
Ortadoğu Gazetesi
escort bayan sex Olgun Sex escort escort sex izle sikiş porno izle porno türk porno escort bayan giresun escort kars escort bayan escort malatya escort porno sex izle